Sarı Selim Hastalığı: Toplumsal Cinsiyet, Çeşitlilik ve Sosyal Adalet Perspektifinden Bir Bakış
Sarı Selim hastalığı, halk arasında daha çok sarılık olarak bilinse de, genellikle farklı anlamlarla kullanılabilen bir terimdir. Bu hastalık, bireylerin toplumda yaşadığı bir dizi ayrımcılık ve dışlanmışlık deneyimini yansıtan bir kavram olarak, aslında sadece fiziksel bir hastalık değildir. Sarı selim, bir metafor olarak toplumsal cinsiyet, çeşitlilik ve sosyal adaletin kesişim noktalarında karşımıza çıkar. İstanbul’da yaşayan, 29 yaşında bir sivil toplum kuruluşunda çalışan genç bir yetişkin olarak bu konuda gözlemlerim ve deneyimlerim, bu hastalığın nasıl farklı grupları etkilediğini anlamama yardımcı oldu. Sokakta gördüğüm sahneler, toplu taşımada karşılaştığım insanlar ve işyerindeki çeşitlilik bu yazıda yer alacak.
Sarı Selim Hastalığı: Toplumsal Bir Metafor
Sarı selim hastalığı, adını sarılıktan alıyor; ancak sarılık, bir hastalık olarak sadece fizyolojik bir durumu ifade etse de, bu terim bir toplumsal sorun haline gelmiş durumda. Özellikle toplumsal cinsiyet, çeşitlilik ve sosyal adalet bağlamında sarı selim, maruz kalınan ayrımcılığı ve dışlanmayı simgeler. İstanbul gibi büyük ve karmaşık bir şehirde, her gün binlerce farklı insan birbirine paralel yaşamlar sürüyor. Bu hayatlar bazen birbirine dokunuyor, bazen ise görünmeyen duvarlarla ayrılıyor. Sarı selim, tam da bu görünmeyen duvarların, her bireyi bir şekilde etkileyen, dışlanma, görünür olamama ve sesini duyuramama durumlarının adıdır.
Bir gün, İstanbul’un kalabalık sokaklarında yürürken fark ettiğim bir şey oldu: Bir grup kadının, sarı elbiseleriyle yürüdüklerini, başlarının dik ve tavırlarının oldukça özgüvenli olduğunu gördüm. Ancak gözlerindeki korku, toplumsal normlardan farklı olmakla ilgili yaşadıkları belirsizlikleri yansıtıyordu. Burada sarı selim, toplumsal cinsiyetin getirdiği baskılarla harmanlanmış bir hastalık gibi duruyordu. Kadınların özgüvenli olmaları, bir anlamda ‘farklı’ olmaları, onları hem baş tacı edebilecekken hem de dışlayıcı bir bakışla karşılıyordu.
Toplumsal Cinsiyet ve Sarı Selim: Kadınların Dışlanmışlık Hikâyesi
Toplumumuzda, kadınlar genellikle ‘doğru’ bir şekilde davranmaları beklenen bireylerdir. Bu, onların giyimleri, konuştukları, tutumları ve kararları üzerinde büyük bir baskı oluşturur. Sarı selim hastalığı, tam bu noktada devreye girer. Kadınlar, toplumsal normların getirdiği sınırları aşan her davranışlarıyla toplumdan dışlanmaya, ‘normal olmayan’ bir biçimde etiketlenmeye başlarlar. Sokakta bir kadının farklı giyinmesi ya da özgüvenli bir şekilde yürüyebilmesi, çevredeki kişiler tarafından olumsuz bir şekilde algılanabilir.
Geçenlerde toplu taşımada bir kadın, aşırı kalabalık bir otobüste arka sıralara doğru ilerliyordu. Yanında, kısa etek giymiş ve kulaklıklarıyla kendi dünyasına dalmış bir adam vardı. Adam, kadının otobüsün her iki tarafında da ilgiyle bakıldığını fark ettiğinde, ne yazık ki içindeki cinsiyetçi bakış açısı devreye girdi. “Bunun ne işi var bu kadar dikkat çekici giyinerek burada?” diye mırıldandı. Burada sarı selim hastalığı, toplumsal cinsiyet rollerinin dayattığı ‘doğru davranış’ anlayışını aşma isteğinin getirdiği dışlanmayı simgeliyor. Kadınların toplumsal normların dışında hareket etmeleri, onları bazı bireyler için ‘farklı’ ve ‘garip’ yapabiliyor.
Çeşitlilik ve Sosyal Adalet: Farklı Grupların Deneyimleri
Sarı selim hastalığının etkileri yalnızca kadınlarla sınırlı değil. Toplumda etnik kimlik, cinsel yönelim, engellilik gibi faktörler de bireylerin bu ‘hastalıktan’ etkilenmesini belirleyen unsurlardır. Çeşitlilik ve sosyal adaletin eksik olduğu bir toplumda, farklı gruplar, kendilerine biçilen rollerin dışında davranma ve kendilerini ifade etme konusunda büyük zorluklar yaşar. Birçok kişi, kimliklerini tam anlamıyla yaşayamaz, bu da onları toplumsal dışlanmanın ‘kurbanları’ haline getirir.
Bir gün işyerinde, bir arkadaşım, toplumsal cinsiyet kimliği konusunda çekişmeli bir konuşma yaptı. Hem cinsiyet kimliği hem de cinsel yönelim açısından farklı bir kimlik taşıyan biri olarak, zaman zaman ‘farklı’ görüldüğünü ifade etti. “Bazen kendimi sarı selim gibi hissediyorum,” dedi. “Bir yere ait olamayacakmışım gibi.” Burada, ‘farklılık’ ve ‘aykırılık’, kişinin kendi kimliğini ifade etmesine engel oluyor ve bu engel, toplumsal cinsiyetin dışında kalanlar için daha belirgin hale geliyor. Birçok birey, kimliklerini açıklamakta ya da kendilerini olduğu gibi kabul ettirmekte zorlanıyor.
Bu noktada sarı selim, aslında bir tür toplumsal hastalık olarak karşımıza çıkıyor. Sadece bireysel bir deneyim değil, toplumun çok katmanlı yapısının bir sonucu olarak, her birey farklı düzeyde etkileniyor. Örneğin, LGBT+ bireyleri ve göçmen kökenli insanlar, kendi kimliklerini özgürce ifade etmekte ciddi zorluklarla karşılaşıyorlar. Toplumsal kabul ve eşitlik, onların günlük yaşamlarında en büyük engelleri oluşturuyor.
Sosyal Adalet Perspektifinden Sarı Selim
Sosyal adalet, herkesin eşit fırsatlar ve haklara sahip olmasını savunur. Ancak, toplumsal yapıdaki eşitsizlikler, her bireyin yaşamını olumsuz etkileyebilir. Sarı selim, bu eşitsizliklerin bir simgesidir. Birçok durumda, insanlar, sosyal sınıf, cinsiyet, ırk veya cinsel yönelimleri nedeniyle dışlanır, küçümsenir veya ötekileştirilir. Sarı selim, bu dışlanmışlık hissinin, toplumda daha geniş bir ayrımcılık sisteminin ürünü olduğunu gösterir.
Bir gün, işyerinde yeni bir projede birlikte çalıştığımız, Kürt kökenli bir arkadaşımın, bir toplantıda söz hakkı verilmediğini gözlemledim. Herkes sırayla konuşuyor, ancak o, bir şekilde her seferinde dışlanıyordu. O an, sarı selim hastalığının sadece fiziksel değil, toplumsal bir bağlamda da var olduğunu düşündüm. Bazen kimliklerimiz, bize saygı gösterilmesini ya da eşit haklar verilmesini engelliyor. Sosyal adaletin eksik olduğu bir ortamda, insanlar kendilerini görünür kılmakta güçlük çekerler. Bu da, sarı selim hastalığının toplumsal bir yansımasıdır.
Sonuç
Sarı selim hastalığı, sadece fiziksel bir hastalık değil, toplumsal bir metafordur. Toplumsal cinsiyet, çeşitlilik ve sosyal adalet bağlamında, bu hastalık, insanların dışlanma, görünür olamama ve ayrımcılığa uğrama deneyimlerini simgeler. İstanbul’un sokaklarında, işyerlerinde ve toplu taşımada karşılaştığımız her birey, bu hastalıktan farklı derecelerde etkilenebilir. Sosyal adaletin sağlanması ve toplumda eşitlik ilkesinin benimsenmesi, sarı selimin etkilerini azaltmanın tek yoludur. Farklı kimliklere sahip olan herkesin kabul gördüğü bir toplumda, sarı selim de tarihe karışacaktır.