İçeriğe geç

Kıyası ismi ne anlama gelir ?

Zif ekibi olarak “Kıyası ismi ne anlama gelir” konusunu sizlerle paylaşmaktan mutluluk duyduk. Sağlıklı ve mutlu günler!

Kayseri’nin Soğuk Akşamlarında Başlayan Bir Hikâye

Kayseri’nin kışları hep sert olur derler ama ben artık o sertliğin insanın içine de işlediğini düşünüyorum. 25 yaşındayım. Burada yaşıyorum, burada çalışıyorum, burada düşlüyorum. Günlük tutmayı bırakalı yıllar olmadı ama hâlâ içim doldukça kelimelere sığınıyorum. Çünkü bazı şeyler sadece yazınca hafifliyor. Özellikle de isimler… Bazı isimler var ki, insana bir hayatı yeniden düşündürüyor.

Onun ismiyle ilk karşılaştığımda içimde garip bir boşluk oluşmuştu: Kıyası.

İsmin Tuhaf Çarpıcılığı

Kıyası ismini ilk duyduğum anı hatırlıyorum. Bir kütüphanede, eski rafların arasında, toz kokusunun kitap kokusuna karıştığı bir yerdeydi. Ben ders çalışıyordum, o ise bir not defterine bir şeyler karalıyordu. Birinin ona seslenişini duydum:

“Kıyası, biraz dışarı gelir misin?”

O an kalemim elimde dondu kaldı. Sanki isim değil de bir anlam yankılandı kulaklarımda. Kıyası… Garipti, ağırdı, eskiydi ama aynı zamanda çok derindi. Sonradan öğrendim ki bu kelime Arapça kökenli “kıyas” kelimesiyle bağlantılıydı; karşılaştırma, akıl yürütme, iki şeyi yan yana koyup anlam çıkarma demekti.

Ama benim için o gün hiçbir sözlük anlamı yoktu. Sadece bir insan vardı: sessiz, derin bakışlı, biraz uzak, biraz da ulaşılmaz.

Ve o isim, içimde açıklayamadığım bir kıyas başlattı.

İlk Bakış ve İçimdeki Çatışma

Onu ilk gördüğümde heyecanlandığımı inkâr edemem. Ama bu heyecan saf bir mutluluk değildi. İçinde bir huzursuzluk vardı. Sanki biri bana “dikkat et, bu kişi hayatını değiştirebilir” demiş gibiydi.

Kıyası, konuşurken kelimeleri tartarak seçen biriydi. Her cümlesi ölçülüydü. Ben ise tam tersi; duygularını saklayamayan, yüzüne ne varsa yansıyan biriyim. O yüzden ilk konuşmamızda bile kendimi tuhaf hissettim.

“Sen Kayseri’de mi büyüdün?” diye sordu.

“Evet,” dedim. “Senin ismin… çok farklı.”

Gülümsedi. O gülümseme kısa sürdü ama içimde uzun bir yankı bıraktı.

“Babam koymuş. Anlamını severmiş,” dedi.

O an içimden geçen şeyi hatırlıyorum: “Bir isim insanın kaderine bu kadar mı dokunur?”

Kıyası İsmi Ne Anlama Gelir? İçimde Açılan Kapı

O gece eve döndüğümde ilk işim defterimi açmak oldu. Başlığı bile düşünmeden yazdım:

“Kıyası ismi ne anlama gelir?”

Yazarken aslında sadece bir kelimeyi değil, onu anlamaya çalışıyordum. Kıyası, bir şeyi başka bir şeyle kıyaslamak, aralarında bağ kurmak demekti. Ama ben o anlamı okudukça daha da karmaşıklaştım. Çünkü onu tanıdıkça fark ettim ki Kıyası, gerçekten de sürekli düşünen, ölçen, tartan biriydi.

Ama bu düşünme hali onu duygusuz yapmıyordu. Tam aksine, içinde fırtınalar kopuyordu ama dışarıya sadece rüzgârın hafif esintisini gösteriyordu.

Ben ise fırtınayı direkt yüzüne vuran biriyim.

Ve bu fark, aramızda görünmez bir çizgi oluşturdu.

Bir Kahve, Bir Sessizlik ve Söylenmeyenler

Bir gün ders çıkışı birlikte kahve içtik. Kayseri’de küçük bir kafede, cam kenarına oturduk. Dışarıda kar ince ince yağıyordu. İnsanlar aceleyle yürüyordu, biz ise olduğumuz yerde kalmıştık.

Kıyası telefonunu masaya koydu, sonra bana baktı.

“Sen çok düşünmeden konuşuyorsun,” dedi.

Gülümsedim ama içim biraz burkuldu.

“Bu kötü bir şey mi?”

“Hayır,” dedi. “Sadece… ben öyle değilim.”

İşte o an içimde küçük bir hayal kırıklığı oluştu. Çünkü ben insanların birbirine benzemesini isterdim. Aynı duyguyu aynı yerden hissetmeyi, aynı anda gülmeyi, aynı anda üzülmeyi…

Ama Kıyası bana farklı bir şeyi öğretiyordu: İnsanlar aynı hissetmek zorunda değildi.

Ve bu düşünce beni hem büyüttü hem de kırdı.

Mesafelerin Öğrettiği Şeyler

Zaman geçtikçe onu daha iyi tanımaya başladım. Ama “tanımak” kelimesi burada tam olarak doğru değil. Çünkü Kıyası, kendini kolay açan biri değildi. Onu tanımak, bir kitabı hızlıca okumak gibi değil; satır aralarını uzun uzun düşünmek gibiydi.

Ben ise her şeyi hemen anlamak isteyen biriyim.

Bir gün ona şunu sordum:

“Sen neden hep kendini geri çekiyorsun?”

Bir süre sustu. Sonra dışarıya baktı.

“Çünkü insanlar çoğu şeyi kıyaslayarak anlıyor. Ben de bazen kendimi bu kıyasların dışında bırakmak istiyorum.”

O an içimde bir şey kırıldı. Sanki onun dünyasında benim yerim yokmuş gibi hissettim. Ama aynı zamanda onun yalnızlığını da anladım.

Ve bu ikili his beni içten içe yordu.

Günlüğüme Yazdığım En Uzun Gece

O gece eve döndüğümde çok uzun yazdım. Defter sayfaları doldu. Yazdıkça rahatlamadım, aksine daha da doldu içim.

“Onu anlamaya çalışıyorum ama sanki her adımda biraz daha uzaklaşıyorum,” yazdım.

Sonra durdum.

Gerçekten uzaklaşıyor muydu, yoksa ben mi yaklaşmayı yanlış yerden deniyordum?

Kıyası ismi ne anlama gelir diye sormuştum kendime. Ama asıl soru şuydu: İnsanlar gerçekten anlaşılmak ister mi, yoksa sadece anlaşılmayı bekler gibi mi yapar?

Bu soruya cevap bulamadım.

Bir Kırılma Anı

Bir gün okul çıkışında yağmur başlamıştı. Şemsiye yoktu. Birlikte yürüdük. Sessizdik. Ama bu sessizlik önceki sessizliklerden farklıydı.

Birden durdu.

“Seninle konuşmak kolay,” dedi.

Kalbim hızlandı.

“Peki neden bu kadar az konuşuyorsun benimle?”

Bana baktı. Gözlerinde ilk kez net bir duygu gördüm: kararsızlık.

“Çünkü sana alışmak istemiyorum,” dedi.

O an ne hissettiğimi tarif etmek zor. Hayal kırıklığı mıydı, yoksa beklenmeyen bir dürüstlük müydü bilmiyorum. Ama içimde bir şey çöktü.

“Niye?” dedim sadece.

“Çünkü alışmak, kıyaslamak demek bazen. Ve ben hiçbir şeyi kıyaslamak istemiyorum artık.”

O cümle günlerce aklımdan çıkmadı.

Kendimle Yüzleştiğim An

Eve döndüğümde aynaya uzun uzun baktım. Kendimi ilk kez bu kadar sorguladım. Ben her şeyi hızlı yaşayan, hızlı hisseden biriydim. Ama Kıyası bana yavaşlığı öğretmişti.

Belki de sorun oydu.

Belki de insanlar birbirine yaklaşırken aynı hızda hareket etmiyordu.

Ve ben sürekli hızlı olduğum için, onun dünyasına çarpıyordum.

Sonraki Günler: Sessiz Bir Değişim

Aramızdaki konuşmalar azaldı. Ama tamamen bitmedi. Bazen kütüphanede karşılaşıyorduk, bazen koridorda göz göze geliyorduk. Konuşmasak bile bir şeyler vardı aramızda; kelimelerin taşıyamadığı bir ağırlık.

Kıyası ismi artık benim için sadece bir isim değildi. Bir düşünme biçimiydi. Bir uzaklık hissiydi. Bir aynaydı.

Ben ona baktıkça kendimi görüyordum.

Ama her seferinde biraz daha farklı bir halimi.

Son Bir Karşılaşma

Bir gün okuldan tamamen ayrılacağını öğrendim. Kimseye uzun uzun açıklama yapmadı. Sadece gidecekti.

Son kez kütüphanede gördüm onu.

Yanına oturdum.

“Gidiyor musun?” dedim.

Başını salladı.

“Evet.”

Sessizlik.

Sonra ekledi:

“Bazı insanlar hayatımızda kalmak için değil, bize bir şey göstermek için gelir.”

Bu cümle içime ağır oturdu.

“Bana ne gösterdin?” dedim istemsizce.

Bana baktı. Uzun uzun.

“Her şeyi anlamaya çalışmanın bazen insanı yorduğunu.”

O an güldüm. Ama içim ağlıyordu.

Gidiş ve Kalanlar

Gittiğinde şehir aynı kaldı ama benim içim değişti. Kayseri’nin soğuğu artık farklı hissediliyordu. Sanki dışarısı değil, içim üşüyordu.

Günlüğüme son kez onun adını yazdım:

“Kıyası…”

Altına bir şey eklemedim.

Çünkü bazı isimlerin anlamı yazılmaz. Yaşanır.

Ve ben onunla geçirdiğim zamanı bir anlam olarak değil, bir kıyas olarak hatırlıyorum artık. Kendimle, duygularımla, hızımla yaptığım bir kıyas.

Belki de en çok bu yüzden unutamıyorum.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

şişli escort
https://www.forumbilisim.com.tr https://belino.com.tr https://atlantispet.com.tr Sitemap
ilbet